Gazete arşivlerinde bundan yıllar önce yazdığım bir köşe yazıma rastladım. Bugünkü olaylarla mukayese ettim. Aşağı yukarı aynı sorunlar olduğuna tanık oldum. Bundan kastettiğim Edirne’mizle ilgili konular.

Benim öyle kısır siyasi çekişmeler ve bazılarının vazgeçemediği ayak oyunları  ve benzeri konular benim çalışma kapsamıma girmiyor.  Özet olarak belirtmek gerekirse benim  tek dileğim. Edirnelilerin bu kentte söz sahibi olan çevrelerin kente hizmette birlik ve beraberlik sağlayabilmeleri,  hizmetlerde bir ve beraber olmaları.

Bugüne kadar  süregelen bölünmüşlüğün, kentimizin yararına olacak konularda yaşanan kısır çekişmeler  sonucu birçok fırsatı heba ettiğimizi. Seneler önceki yazımda  yakınmış ve satırlarıma yansıtmışım.

Bugün de aynı hataları tespit ediyor bu konuda ısrarcıyım. Edirne’mizde “un var şeker var” helva yapacak insanımız yok. Kentimizin akil insanları kitle örgütlerimizin sorumluları  bu birliktelik neden sağlanmıyor diye kafa yordukları yok.

Kimse kendisinin de kusuru olduğunu kabullenmiyor. Sürekli suçu başkalarının üzerine atıyor. Siyasilerimiz de maşallahı var bir alem. Şöyle bir seçim döneminde verilen sözleri hatırlayalım. O günlerde  neler vaat ettiler. Kentimiz Balkanları yıldızı olacaktı.

    Tüm imkanlar Edirne için seferber edilecekti, kısa zamanda Ergene nehri kirliliği önlenecekti. Turizm firmaları Edirne’de hizmet yarışına girecekti. Bunun gibi bir sürü “caklı cuklu” sözlerle, boş vaatlerle  avutulduk. seçim günlerinde.

Gelinen nokta ve durum ortada. Bırakınız kentimize gelecek yeni  hizmetleri;  Her türlü imkanları sağlanıp yapılma aşamasına gelen hizmetler dahi  siyasi ve kişisel ihtiraslar nedeniyle sekteye uğruyor.  Bunda her şeyi kabullenen sesini çıkarmayan, yasaklara saygılı insanlarımızın yanında, başta siyasi partilerimiz olmak üzere hepimizin suçu var.

  Hiç kimse kendini bunun dışında kabul etmesin. Anadolu’nun kasabadan farkı olmayan kentlerine bakıyorsunuz, bizi fersah fersah geçmişler.

Bizim onlardan neyimiz eksik ki. Neden onlara sağlanan imkanlarda bizim de hakkımız olduğunu kabullenip ısrarcı olmak için birlikte olamıyoruz .

    Bu kente gelecek hizmetleri siyasi ve kişisel çıkarlarımıza harcıyoruz. Bölgemiz insanı bazı imkanlarını azaldığının ve bir süre sonra da bunun daha da azalacağının farkında değil mi.?

Bir yandan tarlalarımız ne olduğu belirsiz adreslere satılıyor.Bir kesimi ise  borç karşılığı  bankaların malı oluyor. Biz bunun hesabını yapmıyor nedenlerini araştırmıyoruz. Sadece olanları kabulleniyoruz.  Bu işe kılıf hazırlayıp kendimiz aldatmayalım. Kısır  çekişmeleri bir kenara bırakıp, Bu kente gelecek hizmetlerde el ele verelim.

Bu kent hizmetten mahrum kalırsa, bunun sıkıntısını hepimiz çekiyoruz. Bu  güzel tarihi kent hepimizin ortak malı. Lafa geldiğinde “hamasi nutuklar atarak sorunları sahiplenmiş görünüp daha sonra” bizim halkımız balık hafızalıdır söylediklerimizi bir süre sonra unutur” düşüncesiyle  kendi kendimizi de aldatmış olmuyor muyuz.

İl sınırlarımızın içinde kaç  gümrük kapımız var.  Bu gümrük kapılarından ne kadar yararlanabiliyoruz. Anadolu’da sınırda olmayıp gümrük kapısı dahi bulunmayan iller sınır ticareti imkanlarından yararlanabiliyor.

Bizim siyasilerimiz ve demokratik kitle örgütlerimiz el ele verip” Beyler Erzurum hudut kenti değil sınır ticaretinden faydalanıyor benim ilim en çok gümrük kapısı olan bir il biz neden faydalanamıyoruz? ”demek kimsenin aklına gelmiyor .

Bazılarını bu tür sorular belki aklına geliyor da “acele etme ilerde bu beklentilerinizin tamamı olacak”  gibi sözlerle avutuluyor.

Yıllar önce aynı konulardan yakınmış bunları satırlarıma dökmüşüm. Bugün de bakıyoruz değişen hiçbir şey yok, aynı dertten muzdaripiz” hatırda kalmaz satırda kalır “denir. Yıllar sonra biz hayatta olmasak da  arşivlerden bu  günlerin gazetelerini okuyanlar “babalarımız dedelerimiz  bu konuları dile getirmiş keşke zamanında önlem alınsa da bu duruma düşmeseydik” denilmesinden, haklı çıkmadan yana değilim. Dileğim. O  ki, bu yakındığım konulara kısa zamanda çözüm bulunur.  Ben böyle  yanılmaya haklı çıkmamaya  bin defa razıyım.

Yeter ki gaflet uykusundan uyanalım imkanların bir bir elimizden gittiğinin farkına varalım. İş işten geçtikten sonra ahlayıp vahlamanın hiç yararı olmaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz