Denize düşen yılana sarılır

admin

fikri_yalin_kose        Halkımız arasında bir özdeyiş vardır  “Denize düşen yılana sarılır” denilir. Bu benzetme insanlar zor durumda kaldıkları zaman en  büyük tehlikeyi dahi göze alabileceklerini o tehlikeyi göğüsleyeceğini  tanımlamak için kullanılan  bir  atasözü olarak bilinir.

            Suriye’den yerinden yurdundan koparılıp, güç koşullarda çoluk çocuğu ile Edirne’ye gelen, açık havada sabahlayan Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya gitmede ne kadar kararlı olduğunu gözlerinden anlıyorsunuz. “Bu yolculukta ölmek var dönmek yok” diyorlar.

Yaşamları için tek kurtuluş yolunun Avrupa ülkelerine sığınmak olduğunu iyice kafalarına koymuşlar. Bu kadar çileye katlanmalarının sebebi de bu olsa gerek. Mültecilerin bir bölümü Türkçeyi çok güzel konuşabiliyor. Yıllarca Türkiye’ye gidip geldikleri Türkiye’de eş dostları, akrabaları bulunduğu için dilimizi konuşmayı öğrenmişler. Edirne’ye gelen Suriyeli göçmenlerin çoğu da kültürlü insanlar.  Sarayiçi’nde bulunan Suriyeli Mültecilerden Cengiz adındaki mekanik mühendis, eşi de İngilizce Öğretmeni olan bir sığınmacının anlattıkları çok ilginç.

            Kendi ülkelerinde iç savaş nedeniyle yaşama imkanı bulamayan Suriyeli aile yanlarına bir evlatlarını alarak, Türkiye’ye gelmiş bir süre Kilis’te kaldıktan sonra iş bulamadıkları için İstanbul Gaziosmanpaşa’ya kiralık bir eve yerleşmiş orada bir iş bularak çalışmaya başlamış. Kendilerine teklif edilen para Türk vatandaşlarının aldıkları ücretin yarısı kadarmış. 

Teknik elaman olmasına karşın bin lira ücret alabiliyormuş. Bu para ile hem kira hem geçim sağlayamadıkları için Avrupa hayaline kapılıp yollara düşmüşler ellerinde ne varsa yolda harcamışlar, Edirne’ye gelmişler. Şimdi Ankara’da hükümet yetkililerinin Birleşmiş Milletler yetkilileri ile yapacağı görüşmenin sonucunu bekliyorlar. Oradan Avrupa’ya geçiş yolu açılırsa yaşamları düzene girecek. Suriye’li mültecinin anlattığına göre, Avrupa ülkelerinde çalışan arkadaşlarının ekonomik durumları çok iyi, emeklerinin karşılığını alıyorlarmış.

Türkiye’de olduğu gibi emek sömürüsü yapılmıyormuş. Aslında Bu mülteci sorunu ülkemizin yanlış politikası yüzünden ülkemize havale edildi. Şu anda Türkiye’de sayıları kesin olarak belli olmasa da 2 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı bulunuyor.

Ekonomik zorluklarla boğuşulan, ülkemizde bir de mültecilere bakacak maddi imkanı yok. Kendi insanımıza dahi iş bulamıyoruz. Bir de onları geçindirmek mümkün değil.  Sarayiçi’nde çimenle üzerinde sabahlayan Suriyeli aileleri görünce insanın aklına Balkan Savaşında aynı alana kapatılıp aç susuz bırakılan bir kısmı ağaç kabuklarını yiyerek hayatta kalmaya çalışan insanlarımız gözümüzün önüne geliyor.

            Mülteci sorunu öyle kısa sürede çözüme kavuşacak bir sorun olmayacak gibi görünüyor. Bu insanların iç savaş son bulmadan ülkelerine geri dönme imkanı yok. Bu savaşın da kısa sürede bitmeyeceğini düşündüğümüzde Suriyelilerin geçimini sağlamak yine bizlere düşecek.

İNSANLARIMIZ ÇOK HAYIRSEVER

Suriyelilerin acıklı durumunu gören insanlarımız imkânları oranında onlara yardım elini uzatıyor. Bu birlik ve yardım anlayışı sadece bizim ülke insanımıza has bir duygu. Mültecileri gören hiç kimse” Sizin burada ne işiniz var memleketinize geri dönün” demiyor. Onlara acıyıp yardım etmek istiyor.

Özellikle çocuklar sevgi odağı olmuş. Sarayiçi’ne gelen Edirneliler hiçbir şeyden habersiz çevresine gülücükler saçan çocukları kucağına alıp bağrına basıyor.

Çocuklar dünyanın her yerinde en sevimli varlıklar bakıyorum bir Türk çocuğu ile Suriyeli çocuk bir arada oynayabiliyor. Onu görünce akla şu soru geliyor.

İnsanlar büyüdüklerinde çocukları kadar barışçıl ve hoş görülü olsalar belki dünyada bu kanlı savaşlar olmazdı. Dünyanın dört bir yanından çocukları bir araya getirseniz birbiri ile dostça geçinir ortaklaşa oyun oynarlar.

İnsanlar yaşları ilerledikçe aralarında nifak tohumları saçılıyor. O düşmanlıkların sonunda da dünyamız bugün Ortadoğu’da olduğu gibi kan gölüne dönüyor.

            Sarayiçi’nde yoksul, vatanından koparılan insanları herkesin görüp ibret alması ve ülke barışının ve huzurun ne denli önemli olduğunu anlamaları, vatanlarından uzaklaşan insanların nasıl sefalet içinde yaşadıklarını görmeleri gerekir. Sarayiçi’ndeki görüntüler anlayan için ibret alınması gereken görüntüler.

ARSASINA KİMSE GİREMEZMİŞ

Edirne Merkez Sabuni Mahallesi Muhtarı Timur Erdoğan ile mahallenin sorunları hakkında bir söyleşi yaptım. Bu mahalle Edirne’nin en eski yerleşim alanlarından biri. Eski harabe halinde yapıların bulunduğu bir mahalle. Bu eski yapıların bir bölümü bugün yıkılmış kullanılmaz durumda. Bu yerler genellikle tinercilerin, balicilerin  mekanı olmuş.

            Muhtar, bu durumdan şikâyetçi bu tür harabe binaların koruma altında olması gerektiğini, aksi halde böyle binaların can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturduğunu, eski binaların bulunduğu yerlerin temizlik işçileri tarafından” Özel mekân” olması nedeniyle temizlenmemesi nedeniyle mikrop yatağı olduğunu ifade etti.

Bu ev sahiplerinin büyük bölümünün İstanbul ve diğer büyük kentlerde “tuzu kuru” kimseler olduğunu belirterek; “  Harabe halindeki evleriniz çöplükten farksız buraya bir önlem alınız, çevresini sarıp evlerin içine girilmesini engelleyiniz” demiş.

            Muhtarın bu sözlerine karşılık bu gayrimenkul sahiplerinin söylediği şu olmuş; “ Orası benim tapulu yerim o alana kimse giremez. Evlerimin yeri doğal görüntü kazanmış. Bu yerler SİT alanı olduğu için kimse bu yerlere giremez” Yer sahiplerinin cevapları bu olmuş. O yerler mikrop yuvası olsa da demek ki o alana kimse giremeyecek.

Şehrin göbeğinde bir harabe evi olan biri için Edirne Belediyesi’nin bir yaptırım gücü olmalı. Burası dağ başı değil. Şehirde olmanın bir kriteri olmalı. Bu halk senin çöplük haline gelen evinin yerini görmek zorunda değil. Muhtarın dediğine göre bu tür yerlerde gereken önlemler alınıp temizlik yapılmalı bu masraflar ise yer sahibine fatura edilebiliyormuş. Böyle yapılmış olsa,  kimse   böyle enkaz hali gelmiş gayrimenkulünü o halde bırakmaya cesaret edemez gerekli önlemini alır.

 115 total views,  2 views today

Next Post

Suriye’li mültecilere 2000 kişilik pilav

            İpsala Belediyesi Yunanistan’a gitmek için Edirne’ye gelen Suriyeli mültecilere pilav ve ayran ikramında bulundu. 15 kişilik bir ekiple İpsala’dan Edirne’ye giden İpsala Belediyesi ekipleri hazırladıkları pilav ve ayranları  Suriyeli  mültecilere teslim ettiler. İpsala Belediye Başkanı Mehmet Kerman, Suriye’de bugün insanlık dramı yaşandığını ve iç […]
EDİRNE AJANS İLETİŞİM
WhatsApp