Her meslekte mutlu ve üzüntülü anlar vardır. Mesleğiniz gereği yaptığınız işte bazen beklemediğiniz durumla karşılaşır üzüntü duyar kahrolursunuz.

Gazetecilik mesleği  her zaman mutluluk ve üzüntünün iç içe olduğu bir meslek yaptığınız iş, her gün yeniden  başlayıp biten bir çileli meslek.

Görevinizi yaparken, bir günün gelişen olaylarını satırlarınıza yansıtıyor kısaca o günün tarihini yazıyorsunuz.

Bu görevinizi yaptığınız zamanlarda bilmeyerek de olsa bazı insanları, kurum yetkililerini üzdüğünüz, kırdığınız da oluyor. Ayağına bastığınız kimseler feryat ediyor, size cephe alıyor. Bu olanlar sonucunda siz de hüzünleniyorsunuz

Bu meslekte olanların çilesi bu. Özellikle mahalli basında çalışan haber için her gün oradan oraya koşuşturan, basın emekçilerini üzen hakarete uğradıkları haber yapmada zorlandıkları zamanlar olsa da bazen mutlu eden anlar da olur.

Son günlerde böyle bir mutluluğu ben de yaşadım. Saray Oteli yanında Eski İstanbul Caddesi girişi trafik ışıklarının bulunduğu yerin karşısında duvarın dibinde çoluk çocukları ile köye gidecekleri minibüslerini bekleyen köylü bayanların o haline gördüğümde büyük üzüntü duyuyordum.

Köye gidecek yolculardan erkek olanlar kahvelere sığınabilip kendilerini koruyabiliyorlardı. Köylü bayanların böyle bir imkânı olmadığı için karda kışta yağışlı havalarda açık havada aracını beklemek zorunda kalıyorlardı.

Beni çok rahatsız eden bu durumu çeşitli kez gazetemizde ve köşemde haber yapmama karşın bu insanların altına sığınabileceği bir yer yapılmasına katkı sağlayamadım.

Bu  mağduriyet, insanların zorlukları kimseyi ilgilendirmiyor, köylü kadınlarımızın korunacağı bir yer yapılmasına gerek görmüyorlardı. Aradan şöyle böyle iki yıl geçti.

    Ben yılmadan, usanmadan insanlarımızın bu durumunu haberlerde ve köşemde duyurmaya devam ettim. Sonunda köylülerimizin bu sorununun giderildiğini, burada bir kamelya yapıldığını gördüğümde çok mutlu oldum. En az onlar kadar sevindim.

Biz basın mensupları için en mutlu an buydu. Uzun zamandır gerçekleşmesini istediğim bir iş nihayet yapılmıştı.

Açık havada sıcaktan kavrulan insanlarımız sığınacak bir yere kavuşmuşlardı.

Bundan güzel mutluluk olur muydu? Kamelya altında gölgede minibüs bekleyen insanlarımızın yüzlerindeki mutluluğu gördükçe dünyalar benim oldu.    

Daha önceki tarihlerde de böyle mutlu anılarımız olmuştur. Onlar acı ve üzüntülü günlerimizin yanında bizleri mutlu kılan insanlarımızın sorunlarını gideren anılarımız içinde yoğrulduk.

Bunlar bizim faydalı olmaya derdine deva bulmaya çalıştığımız insanlarca da hatırlanılacak. Yarın bu dünyada göç ettiğimizde de sürecek anılardır. Öyle sanıyorum ki gazetecilik mesleği kadar her an iyi günler güzel anılar ile üzüntünün yaşandığı başka bir meslek çok az bulunur.

   Bir haber yaparsınız o haberinizle birilerinin üzüntülerini kederli günlerini yansıtırsınız. Bunun için üzülür kahrolursunuz. Bir başka gün mutluluk habercisi olursunuz o zaman da sevince boğulursunuz. Gazetecilik her zaman dört mevsim yaşanan bir yer gibidir, yazı kışı baharı iç içe yaşarsınız.

DEĞİRMEN EŞEĞİ

Bir milletvekili su değirmeni bulunan bir köyü gezisi sırasında Bağlı bulunduğu değirmenin taşını çeviren bir eşeği görmüş. Yanında kendisini gezdiren köylüye “eşeğin boynundaki zil ne işe yarar” diye sormuş.

Köylü “efendim demiş, bu zil sesi kesildiği zaman eşeğin durduğunu anlarız tekrar müdahale ederek eşeğin dönmesini sağlarız” demiş. Milletvekili akıllı geçiniyor ya, bu kez köylüye” Peki eşek durduğu yerde başını sağa sola sallaşıp zil sesini sürdürürse o zaman ne yaparsınız” diye sormuş. Köylü bu lafın altında kalır mı?  Milletvekiline : “efendim buralarda sizin gibi akıllı eşek bulamazsınız” diye cevap vermiş.