Hem nalına hem mıhına

admin

fikri_yalin_kose            Hem nalına hem mıhına sözcüğü genellikle olayları konuları her iki yönüyle tüm boyutlarıyla değerlendirmek, tek açıdan bakmamayı ifade etmek anlamında kullanılır.

Buna benzer sayısız özdeyişlerimiz vardır “ Suya sabuna dokunmak”  sözcüğü de bunlardan biridir. Ülkemiz insanlarında genellikle eksik olan bu anlayışla, olayları tek kutuplu olarak kendi görüşlerimiz ve bu görüşü savunanların görüşleri doğrultusunda değerlendiriyoruz.

Bu görüşün karşısında olan eleştiren fikri savunanları ise yok sayıyoruz. Bu doğru ve normal bir anlayış değildir.

Bir fikir bir görüş bir konunu ifadesi ne kadar doğru gerçekleri yansıtıyor olursa olsun muhakkak içinde yanlışları barındırır.

Bu yanlışlar eksiklikler ancak karşı fikirlerden yararlanarak işin, konunun doğru tahlil edilmesiyle doğruluğu sağlanır. Ne demişler “ Barika-ı hakikat müsademe’yi efkârdan gelir” Yani fikirlerin tartışmasından doğrulara ulaşılır.

Günlük yaşantımızda sık sık karşılaşırız. İdol, önden olarak kabul ettiğimiz fikirleri savunanların konuşmaları gündeme geldiğinde, konuşmalar dinlendiğinde hiçbir eleştiri getirmeden “ O söylüyorsa muhakkak doğrudur” mantığı ile yaklaşırız. Bu sağlıklı bir görüş anlayış değildir.

Bakıyoruz bir siyasi parti yetkilisi ne söyleyeceği henüz belli olmadan anlatmak istediğini tam olarak anlatmadan kendisini izleyiciler konuşmacı sözlerinin neyi ifade ettiği anlaşılmadan konuşmaya alkışlarla karşılık verir.

Halkımıza son yıllarda böyle anlayış yerleştirilmek isteniyor. Bu anlayışa göre, ya benim yanımdasın ya da karşı taraftansın.

Bunların arasında farklı renkler ve görüşler kabul edilmez. Böyle bir iddia olduğunda karşı görüşlüler, kendilerince bozguncu veya topluma yansıtılan farklı sözlerle suçlanır.

Olayları siyah beyaz gibi tek kutupta nitelendiren eleştirel yaklaşımlara, kendi fikirleri hilafında fikir beyan edenler bu tür tek yanlı fikir savunucuları tarafından hoş karşılanmaz.

Toplumda bu anlayış yaygınlaşırsa senden benden yaklaşımı günlük hayatımıza dahi yansır.

Ben yazılarımda defalarca gündeme getirdim küçük yaşlarda olmama rağmen Demokrat parti döneminin son yıllarında böyle bir ayrıştırmaya tanık oldum. O zaman da şimdi toplumda yaygınlaştırılmak istendiği gibi “ Vatan Cephesi” ve karşıtları olarak halk kutuplaştırılmaya çalışılıyordu.

O zaman yeni çıkan büyük bataryalı radyolarda gün boyunca “ Vatan cephesine intikal edenler” sözleri ile başlayan haberleri izlerdik. Vatan Cephesi olarak tanımlanan günün iktidar partisi Demokrat partiye katılanlar anlamına geliyordu. Ülkenin dört bir yanından belirlenen isimler radyoların haber saatlerinde kamuoyuna vatan cephesine katılanlar şeklinde sunuluyordu.

İyi hatırlıyorum; Vatan Cephesine katılanlar ve karşıtları olarak ülkenin her yerleşim alanlarında birbirinden ayrı yaşıyordu.  Bu görüşü savunanların köylerden ve şehirlerde kahveleri dahi ayrılmıştı.

Hiç unutmam bir yakınımı sormak için kahveye gittiğimde aradığım kişinin vatan cephesi kahvesinde olabileceği belirtildi. O günkü aklımla bu cephenin ne anlama geldiğini bilemiyordum. Bu cepheleşme olayının daha eskilere dayandığı Osmanlı Devletinin son dönemine rastlayan yıllarda ittihat ve terakki ile hürriyet ve itilaf hareketinin de aynı cepheleşme sonucu oluştuğu bu bölünmenin topluma pahallıya mal olduğu hatta savaş alanlarına dahi yansıdığını tarih kitaplarımız yazıyor. Toplumun arasında zıt fikirlerin yaşamın her alanına yaygınlaşması komşuluk ilişkilerini dahi etkiler hale gelmesi çok tehlikeli bir gelişmedir.

Bu durumda ülke yararına da olsa toplum arasında birlik ve dirliğin sağlanması mümkün olmaz. Birinin ak dediğine diğerinin hiç yorum yapmadan kara demesi o ülkede istikrarın ve barışın sağlanmasında en büyük engeldir.

Toplum arasında böyle bölünmüşlüğün yaşanmaması için siyasilerimize önemli görevler düşmektedir. Siyasi parti yetkilileri konuşmalarında böyle kutuplaşmaya neden olabilecek sözleri sarf etme yerine birlik ve beraberliğin güçlenmesini sağlayacak konuşmalar yaparak halk arasında birlik ve dirliğin devamına katkı sağlamalı halkın bölünmesine çanak tutmamalıdır.

GEÇTİ BOR’UN PAZARI SÜR EŞEĞİNİ NİĞDE’YE

Bor Niğde ilinin 13 kilometre uzağında bir ilçe olarak bilinir. Bu ilçenin pazarı halk tarafından çok ilgi görür meşhurdur. Herkesin bildiği Pazar salı günleri kurulur. Ondan bir gün sonra da Çarşamba günü ise Niğde ilinde yapılan pazara gidilirdi.

Bor’un pazarı olduğu gün olan Salı günü pazara giden bir köylü yorgun düşer bir subaşında mola verir. Eşeğini iple bir ağaca bağlar kendisi de bir ağacın altına dinlenmek için oturur.

Sabahleyin pazara gitmek için erkek kalktığı için uykusu gelir oracıkta uyuya kalır. Uyandığında güneşin tepesine dikildiğini görür. Hemen eşeğine binerek pazara gitmek için yola çıkar. İlçeye Pazar yerine gittiğinde görür ki Pazar dağılmıştır.  Pazarda işini bitirip köşelerine dönen köylüler yolda ona rastladıklarında. “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye! Derler.

 92 total views,  5 views today

Next Post

Aile eğitim kursunu bitirenlere belgeleri verildi

Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün, anne-babaların “etkili anne-babalık becerilerinin desteklenmesinin sağlanması ve böylece aile içi ilişkilerin güçlendirilmesi yoluyla çocuğun ve ergenin var olan potansiyelini kullanmasını sağlamak amacıyla İlimiz Merkez Halk Eğitim Merkezi ve ASO Müdürlüğü bünyesinde düzenlenen “Aile Eğitimi Kurs Programı” kapsamında ki kursiyerlerimize belgeleri düzenlenen törenle […]
EDİRNE AJANS İLETİŞİM
WhatsApp