İstanbul’un fethinin yıldönümü kutlaması

admin

fikri_yalin_koseOsmanlı Devleti tarafından 1453 yılında İstanbul’un Bizanslılardan alınışının 562. yıldönümü coşkulu törenlerle kutlandı. İstanbul’da kurtuluş yıldönümünden bir gün sonra 30 Mayısta yapılan törene milyonlarca kişi katıldı. Yapılan animasyonlarla çeşitli görüntülerle kurtuluş günü canlandırıldı. O günleri andıracak törenler gösteriler halka sunuldu.

İstanbul’un fethinin böyle coşku ile kutlanması doğru da;  bunu siyasi şova, bir partinin propaganda şekline dönüştürmek ne derece doğru.

            Bu kutlamalar sadece bir siyasi görüşün çatısı onun şovu şeklinde   kutlanmamalı,  tüm halkımızı kucaklayacak şekilde törenler yapılmalıydı .  

Bu kutlamalar siyaset ortamında yeterince değerlendirilmedi, kaynadı gitti.

            Bir de dikkate çeken husus.  Osmanlı Devleti döneminde gerçekleşen fetih törenleri Ulusal Kurtuluş Bayramlarımızı gölgede bırakır hale geldi. 1453 Tarihinde Türklerin İstanbul’u fethetmeleri ve o günü andıran törenler coşku ile gerçekleşiyor da Cumhuriyet öncesi düşman işgaline uğrayan İstanbul’un  bu işgalden kurtuluş gününü  hatırlayan o günün nasıl kutlandığını  bilen  var mı?

Yine son yıllarda  Edirne’nin Osmanlılarca fethedildiği gününün  yıldönümünde  Edirne’de yapılan tören ile 25 Kasım Edirne’nin kurtuluş törenlerini mukayese ettiğimizde devletimizin hangisine daha çok değer verdiğini görüyoruz. Ulusal Kurtuluş Bayramı törenlerimiz eskiden olduğu gibi halkın da katılımı ile görkemli şekilde kutlanmıyor. Sadece Atatürk anıtına çelenk konulması ve birkaç hamasi nutuk ve kapılı salon toplantıları ile geçiştiriliyor.

Kuşkusuz, geçmiş tarihimize sahip çıkmak hepimizin ortak görevidir.  Yalnız o günlerin özlemini çekip “Fetihler Şimdi Başlıyor” diye halkın kafasında üç kıtada at koşturan fetih yıllarını hatırlatmak ve halka boş umut aşılamak ham hayalden öte bir şey değildir.

            Bütün dünyada Osmanlı Devleti gibi imparatorluklar tarihe kavuştu. Artık o günleri geri getirmek mümkün değil. 600 yıllık Osmanlı devletinin son günlerini, düşmanların topraklarımızı bölüştüğü günleri hatırlayalım. Hanedan mensupları hangi sömürgeci ülkelerin himayesine girelim hesapları yaptıkları bir dönemde ve düşman gemilerinin İstanbul’da boy gösterdikleri askerlerin başkenti işgal ettiği yıllarda düşman gemileri gösterip” geldikleri gibi gidecekler” diyerek, ülkenin kurtuluşu için kelle koltukta mücadele veren kurtuluş kahramanlarının yoksul halkın desteği ile kurdukları Türkiye Cumhuriyetini geçmişin gölgesinde bırakmaya, o günleri yok saymaya. Ulusal Kurtuluş Bayramlarını unutturmaya çalışmaya kimsenin gücü yetmez.

Bu özlemi çekenlere sormak gerekir. Eğer Türkiye Cumhuriyeti kurulmayıp İmparatorluğu idare edenlerin istediği gibi ülkemiz bugün yarı sömürge bir ülke haline gelmiş olsaydı. Bugün attığı zaman mangalda kül bırakmayanlar acaba ne durumda olurlardı.

            Komşu ülkelerdeki soydaşlarımıza bakarak ibret alalım ve bu güzel ülkenin ve onu bize sağlayan önderlerin kıymetini bilelim. Ulusal Bayramlarımızı unutturmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde huzur içinde yaşıyor, Cumhuriyet idaremizi yaşatma savaşı veriyor bir bayrak altında toplanıyorsak bu bizim için en vazgeçilmez sevgi olmalıdır. Biz bilmem kimin torunlarıyız diyerek Türkiye Cumhuriyetini hafife almak kimseye fayda sağlamaz. Biz geçmişimiz kadar hatta ondan daha çok bu ülkeyi bize  bahşedenlere  saygı duymak onlara şükretmek zorundayız.

Ucuz kahramanlık peşinde koşup, “Yeni Türkiye” hayalini güdenlere sormak gerekir. Eski Türkiye dedikleri bugün yaşadığımız ortamda yetişip bu konuma geldiniz. Eski Türkiye ortamında okuyup belli makamlara ulaştınız. Eski Türkiye size bu olanağı sağladı. Bunu beğenmeyip, Yeni Türkiye özlemi altından yatan gerçek nedir, bunu bilen yok.

            Daha bir asrı tamamlamamış Türkiye Cumhuriyetini beğenmeyip Yeni Türkiye özlemi çekenler bir anlamda kendi ülkesine kendilerine her türlü imkânı sağlayanlara haksızlık etmiş olmuyorlar mı?

BÜROKRATLARIMIZ

Bürokratlarımız, devlet hizmetinde olan kadrolar için seçim dönemleri bir sınav gibidir. O günler geldiğinde devlet kadrolarında çalışanların devletin görevlisi mi yoksa iktidar partisinin hizmetinde mi olduğunu çok net olarak görürsünüz.Bunu günlük hizmetlerinden yaptıkları konuşmalarından çok açık olarak anlamanız mümkündür. Bürokratlarımız işte böyle bir sınav arifesindeler. Kimlerin devlet görevini yeterince tarafsız olarak yerine getiriyor; kimlerin iktidara yaranmak için milletvekili adaylarının peşinde koşuyor bunu çok iyi görüyoruz. Siyasi partilerin iktidarları sürekli değildir. Günü gelir iktidardan ayrılır muhalefet görevi yaparlar.

            Demokrasinin gereği de budur. Bürokratlarımız da öyledir,  görevlerini tamamlayıp ya köşelerine çekilir veya başka illerde görevlerine devam ederler. Devlet görevlilerinin, bürokratların halkın üzerindeki intibaları önemlidir. Eğer görevlerini başarı ile tamamlayıp halkın sevgisini kazanarak o ilden ayrılmışlarsa sevgi ve hürmetle anılırlar. Bunun aksi olmuşsa o zaman unutulup giderler. Böyle,  bölgemizde unutulmaz hatıraları kalan bürokrat sayısı bir elin parmakları sayısını bulmaz. Onun dışında olanlar unutulup gitmiştir. İsimlerini dahi ananlar yoktur.

Kıssadan hisse  acaba sevgili bürokratlarımız hangi guruba girmek isterler…

 14 total views,  2 views today

Next Post

Erdin Bircan Uzunköprü'de tekstilcilerle

CHP Edirne Milletvekili adayı Erdin Bircan Uzunköprü’de tekstil atölyelerini gezerek asgari ücretin CHP İktidarından bin 500 lira olacağı müjdesini verdi. CHP’li Erdin Bircan seçim çalışmaları kapsamında Uzunköprü’deydi. Erdin Bircan, CHP Uzunköprü İlçe Başkanı İnanç Sülüş ile birlikte Kuruluşun 48. yıldönümünü kutlayan Adalet Gazetesini ziyaret etti. Gazeteciliğin önemine dikkat çeken Bircan, […]
EDİRNE AJANS İLETİŞİM
WhatsApp