Olimpiyatlarda bir altınla yetindik

admin

fikri_yalin_kose

 

 

 

 

 

 

 

Brezilyanın Rio kentinde yapılan Dünya Olimpiyatlarında sadece güreş dalında kazandığımız bir altın madalya ile sevinebildik, çok mutlu olduk.

Doğrusunu söylemek gerekirse, olimpiyatlardan beklediğimiz sonucu alamadık.

Madalyalar belli olduktan sonra bakıyoruz, uluslararası spor organizasyonunda bizden daha küçük ve imkânları çok kısıtlı ülkeler örneğim Macaristan denizde sınırı bulunmamasına karşın su sporlarında yüzmede 4 kanoda 3 altın madalya kazandı.

Sporda başarı elde etmek için ülkemizin maddi kaynaklarından spora oldukça yüksek bütçe ayrılıyor.

Edirne dâhil, ülkemizin dört bir yöresinde modern, sporcuların rahatlıkla çalışabileceği spor tesislerimiz var. Buralarda binlerce spor eğitim elemanı görev yapıyor.

Tüm bu modern ve geniş imkânlara rağmen olimpiyatlarda aldığımız sonuç bizi sevindirmesin. Bir güreşçimizin kazandığı altın madalya ile övünemeyiz.

Güreş zaten bizim her zaman başarılı olduğumuz bir spor dalı. Bundan çok daha olumsuz koşullarda aldığımız madalya sayısına bakıldığında bugünkü başarı yeterli olamaz.

Aslında olimpiyatlarda ortaya çıkan başarı değil başarısızlıktır. Bu denli imkânlara karşın istenilen başarı elde edilemiyorsa, bu spordan sorumlu olanların da sorgulanması gerekir. Diyebiliriz ki, bu olimpiyat yarışında sadece sporcular değil, Spor dallarında görevli olan yüksek maaşla görevini sürdüren kadrolar da sınıfta kalmıştır.

Futbolda olduğu gibi diğer spor branşlarında onun bunun adamı ile şişirilmiş teknik kadrolar, işe göre adam yerine adama göre iş imkânının sağlanması sporumuz açısından başarı grafiğini yükselteceği yerde azaltıyor.

Ucuz kahramanlığı ve başarısızlığı başarı gibi göstermeyi bir yana bırakıp. Bizden daha az imkânlara sahip ülkeler olimpiyatlarda nasıl başarı kazandılar, biz neden geri kaldık konularını masaya yatırıp tekrar irdelenmeli.  Bu ülkelerin başarılarından ders çıkarmamız gerekir.

PAZARYERLERİNDEKİ TARTI ALETLERİ

Edirne semt pazarlarımızda malını pazarlayan esnaflarımızın tartı aletleri mal alacak vatandaşların rahatlıkla ibreyi göreceği yere konması halkın aldığı ürünün miktarını öğrenmesi alıcı ile satıcı arasında güven yaratıyor.

Onun için, pazara giden vatandaşlar tartı aletlerini, ışıklı ağırlık göstergesinin halkın görebileceği yere konmasından yana ısrar ediyor. Bu pazarlarımızdaki esnaf için de güvenilirliğin göstergesi sayılıyor.

Bu arada çok az sayıda da olsa, pazarda satılan ürünlerin tartılarında hile olduğu endişesi tartı aletlerinin göstergesinin alıcının göreceği şekilde bulundurulması ile son bulmuş olacak. Aslında doğrusu olan da bu değil mi?

BENİM YERİME SENİ ALIR GÖTÜRÜR

Rivayet bu ya, Nasreddin hoca ölüm döşeğinde bulunduğu sırada  karışını yanına çağırır.

Karısına” hanım şimdi en güzel elbiselerini giy, iyice süslen takılarını da tak kokular sürün gel yanıma otur” der.

Karısı hocanın bu teklifi üzerine şaşkına döner ve “Ayol sen delirdin mi?

Sen hasta yatağında yatıyorken ben nasıl süslenirim?

Hoca eşinin bu sözü üzerine “İyi ya Azrail benim canımı almaya geldiğinde belki benim yerime seni alır götürür” der.

****************************************************

İLK RESİM DERSİ 1793’TE VERİLDİ.

Tarihimizde ilk resim dersi 1793 yılında kurulmuş olan “ Mühendishane-i Berriyi Hümayun” da verilmişti.

Türkiye’de 18.ci yüzyılın sonuna kadar ressam yetiştirecek ve resim sanatını batılı anlamda öğretecek bir okul yoktu.

1835 yılında “ Mektebi Fünun harbiye” de ilk kez resim dersleri programa konuldu.

Askeri rüştiyelerde, idadilerde resim öğretimi yapıldı.

Daha sonraları askeri ve sivil okullarda resim derslere kabul edildi.

Avrupa’ya öğrenciler gönderildi ve bunların dönüşüyle Türkiye’de resim sanatı gelişmeye başladı.

İLK HAZİNE DAİRESİ’Nİ FATİH SULTAN MEHMET KURDU.

Tarihimizde ilk hazine dairesini kuran Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’ti

Hazine dairesini oluşturanların başına “ Hazinedarbaşı” denildi.

Bunların rütbeleri sancakbeyine eşitti, yanı bir çeşit tümgeneral rütbesindeydiler.

Bunlar ayrıca sarayda iki bine yakın işçinin çalıştığı çeşitli yapımevlerini de denetlemekle yükümlüydüler. Hazinedarbaşı’nın yanında beş yüksek rütbeli subay bulunuyordu.

Hazine dairesinin en önemli görevi, dört büyük salonu kaplayan Enderun hazinesini korumaktı.

Hazine dairesinde milyonlarca parça değerli mücevher, sandıklar dolusu altın, gümüş paralar, kürkler halılar, kumaşlar, tarihi değeri çok yüksek çeşitli armağanlar, kitaplar, savaş sonunda elde edilen yüksek değerdeki mallar,  titizlikle saklanırdı.

Saray görevinden ayrılan hazinedarbaşı, Beylerbeyi olurdu.   Bu dönemde padişahın en az bir kat elbisesinin hazinede saklanması gelenek kabul ediliyordu.

BÜYÜK SAHRA

Dünyanın en büyük çölünün 9,4 milyon Km2 ile yüzölçümüyle Büyük Sahra ‘dır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü dünyanın en büyük çölü 14 milyon Km2 yüzölçümüyle Antarktika’dır. Bir yeri çöl yapan şey sıcaklığı değil kuruluğudur ve Antarktika Dünya’nın en soğuk, en rüzgârlı ve en kuru bölgesidir.

 

 76 total views,  2 views today

Next Post

Edebiyat Fakültesi'nde devir teslim

                Edebiyat Fakültesi Dekanlığına Prof. Dr. İlker Alp’in atanması nedeniyle 23 Ağustos 2016 tarihinde devir teslim töreni düzenlendi. Edebiyat Fakültesi Dekanlığına vekalet eden Prof. Dr. Mümin Şahin, Dekanlık görevini Prof. Dr. İlker Alp’e devretti. Prof. Dr. İlker Alp Kimdir 1953 yılında Yugoslavya’nın Üsküp […]
EDİRNE AJANS İLETİŞİM
WhatsApp