YUMURTA KAPIYA GELİNCE

admin

fikri_yalin_koseBugüne kadar çoğumuzun ne olduğunu bilmediği ekonomik durum açısından önem taşımasına karşın gündeme gelmeyen “Taşeron” çalışma sistemi, Soma maden kazasında 301 işçimizin yaşamını yitirmesinin ardından bir kez daha tartışmaya başlandı. Ne acıdır ki, bu tür emeğin hiçe sayıldığı, ekonomik modelden olumsuz şekilde en çok etkilenecek emekleri harcanacak kesim işçi kesimi olmasına rağmen bu acı olay karşısında işçi kesiminin, sendikaların yeterince sesini yükselttiğini görmüyoruz.

İşyerinde yetkili sendikanın ise varlığı ile yokluğu belirsiz. İşverenin icazet ile geldiği belli olan sendikanın yetkilileri işverene karşı suç olabilecek bir söz söylememek için konuşmalarına büyük özen gösterdiğine tanık olduk.

Bu yapıda olan bir işçi sendikasının özellikle maden gibi insan yaşamının tehlikede olduğu bir iş dalında işçilerin haklarını kucaklaması her ortamda savunması mümkün müdür? Üç yüzü aşkın emekçinin canına mal olan bu elim kazadan işyerindeki sendikasının sorumlu olmadığını söyleyebilir miyiz? Sendikalar sadece işçilerden aidat toplamak sonra yan yatma yerleri değildir.

Öyle sanıyorum ki, bu olayın yargılama safhasında sendika yetkilileri tıpkı işveren gibi paçayı kurtaracak, ölenler öldüğü ile kalacak sorumlu olarak birkaç günah keçisi bulunacak.

Acımasız sömürü sisteminin en önemli aracı olan taşeron sistemi aslında emeği ile geçimini sağlayan herkesi ilgilendiren, bu konuya köylülerimizin de tepki göstermesi gerekir. Zira tarımda çalışanların da işverenler karşısında güçsüz oldukları, gündelikle çalışan mevsimlik işçilerimizin bugün için güvenceleri bulunmadığı biliniyor. Bu konu sendikasız, merdiven altında hiçbir sosyal hakkı olmadan çalışan

örgütlenmeden ,sendikalaşmadan öcü gibi korkan işçilerimizi de ilgilendirmesi gerekir.

Burada örgütlenmeden kastım, tüm olumsuzluklara karşın işçi haklarını sonuna kadar savunacak kararlılıkta olan sendikalardır.

İşverenin onayı ile işyerinde yetki alan, işverenin sözünden çıkmayan sendikaları ben sendika olarak kabul etmiyorum. İş yaşamı olanlar sendikalı çalışmanın ne olduğunu ve yararını çok iyi bilirler.

Bugün sendikalaşmayı bir hak gibi görmeyip iş güvencesi işverenin iki dudağı arasında çalışmaya alışanlar, bir anlamda emekçilerin hakkını baltalayan, kendi sınıfının gereğini yerine getiremeyen sözde işçilerdir.

Bir gün işverenin “işinize son verdim” dediğinde ayağına basılmış gibi feryat etmenin hiçbir yararı olamaz. Taşeron işçiliği esnaflarımızın işsiz vatandaşlarımızın ve yarının işçileri olacak gençlerimizin de karşı çıkması gereken bir ekonomik tuzaktır.

Bizim ülkemiz kadar her alanda taşeronlaşmanın yaygın olduğu bir ülke var mı bilmiyorum. Olsa dahi, bu uygulama bazı yasalarla denetim altına alınmıştır. Ne acıdır ki, böyle milli felaketlerde sesini yükseltmesi gereken kurum ve kuruluşlar tırsmış durumdalar. Bakıyoruz üniversitelerimizin anlı şanlı hocaları bu faciayı kapatmak için nasıl kıvırtıyorlar. Bilim adamı özelliklerini bir yana bırakıp işveren yalakalığı yapıyorlar. Bilim adamları bu konuma gelmiş, üniversiteleri meslek odaları sus pus olmuş,”Aman ülke yönetiminde söz sahibi olanları aleyhinde bir laf etmeyeyim” diye yalanları doğru gibi söylemekten çekinmiyorlar. Bu hazin olayı halka duyurmaya çalışan bir avuç insan. Onlar da sokaklarda Soma yı savunayım derken Toma’ların saldırısına uğruyorlar. Gözaltına alınıyor çoğu da göz yaşartıcı gaz yiyor. Ya basının bu olanlardan sonra duyarsız kalmasına ne demeli. Basının asli görevi olayları objektif olarak yansıtması

gerektiği halde, basımımızın bir kesiminin işveren gömleğine giyerek işçileri savunmak isteyen bunda devletin ve ülkeyi yönetenlerin de sorumluluğu olduğunu savunan bir avuç insana adeta savaş açıyor. Milli felaketlerde dahi aynı tavrı alamıyor. Suçlulara karşı direnme gücünü bulamıyorsa işimiz bundan sonra daha da zor demektir.

Hükümetin gündeminde olan, yeni taşeron yasası eğer bu haliyle kabul edilirse bugünleri dahi arar duruma gelebiliriz. Getirilmek istenen yasa ile taşeronlaşma tüm iş dallarına yayılacak. İşçi pazarları, memur pazarları kurulacak aylıkla değil birkaç saatliğine işçiler kiralanabilecek. Çalışanların güvenceleri kalmayacak. “Yağmurdan kaçarken doluya tutulacağız”. Gelecek kuşaklarımızın yaşam koşullarının bugünkünden daha ağır olacağı taşeronlaşma sisteminin dört bir yana yayılacağı, işçi güvenliğinin kalmayacağı, kardan başka bir amacı olmayan tekelci sermaye gurupları ve kendilerini destekleyen yasaları ile daha acımasız olacaklar.

Bugün en küçük bir hak arama hareketini güvenlik güçleri ile engelleyen mantıkla, demokrasimizin çağdaş ülkeler düzeyine geleceğini beklemek ham hayalden öteye gitmez.

“Görünen köy kılavuz istemez” derler.Olanları görüp nereye doğru yol aldığına baktığımızda istikamet ayan beyan belli değil mi.

 256 total views,  2 views today

Next Post

UYARI YAZISI ASILMALI

Park ve bahçelerde özellikle açık alanlarda insanlarımızın oturdukları alanlar yiyecek kabukları ile dolu. Bugüne kadar yapılan uyarılar yeterli olmadı. Edirne’nin bir Avrupa kenti, dünya kenti olmasını istiyorsak bazı kuralları getirmemiz gerekir. Bunların başında da çevre temizliği yiyecek ambalajlarının ortaya saçılmaması gerektiğini kabul etmeliyiz. Yapılan uyarılar etkili olmadığına göre herkesin göreceği […]
EDİRNE AJANS İLETİŞİM
WhatsApp