Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Prof Dr Rıdvan CANIM

ATA SÖZLERİMİZ BİZE NE SÖYLER, BİZ NE ANLARIZ?

Esasen atalarımızın uzun gözlem ve tecrübelerinden süzülüp gelen birtakım genel kuralların öğüt, nasihat biçiminde ya da hikmetli sözler olarak kalıplaşmış haline biz ata sözü adını veriyoruz. Dünyanın hemen her dilinde de ata sözleri var ve belki de insanlık tarihi kadar eski, köklü bir geçmişe sahip ata sözleri… Ata sözünü konuşmalarımız esnasında kullanmaktaki amacımız; hâle ve duruma uygun misâl getirmek, örnek vermek, uzun uzun anlatılması gereken bir şeyi kısa ama etkili bir biçimde söylemek, söylediklerimizin değerini arttırmak, anlatımımızı güçlendirmek olmalı.. Çoğunun özünde de mecâzî bir anlam gizlidir ata sözlerinin…

Ne var ki, bütün bu söylediklerimizin ışığında  bazı ata sözlerine baktığımızda zaman zaman izahı oldukça güç bir tablo çıkar karşımıza.. Çelişki midir? Yoksa ata sözü kılığında karşımıza çıkmış uydurma söyleyişler midir? Bu sözlerin ne olduğunu kestirmek de çoğu zaman mümkün olmaz.. İşte size bunlardan bazı örnekler! Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, Her koyun kendi bacağından asılır, Gemisini kurtaran kaptandır, Üzümünü ye bağını sorma, Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın, Devletin malı deniz yemeyen domuz, Su akarken testini doldur, Parayı veren düdüğü çalar, Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı demek lâzım, El öpmekle dudak aşınmaz, Bal tutan parmağını yalar, Pire itte, bit yiğitte olur, Yiğitliğin onda dokuzu kaçmak, biri hiç ortada görünmemektir vs. vs.

Bu ve buna benzer söyleyişleri sanırım siz de zaman zaman duymuşsunuzdur. Duymasına duyuyoruz da bunların nasıl ata sözü olduğu veya olabileceği üzerinde herhalde pek zihnimizi yormuyoruz. İsterseniz şu yukarıdaki sözlere biraz daha dikkatlice bir bakalım : Örneğin “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünden ne anlamamız gerekiyor şimdi.. Dokuz köyden kovulmak istemiyorsak, gerekirse yalan mı söyleyeceğiz? Yani işimize gelince yalan söyleyeceğiz, işimize gelmeyince doğruyu söylemekten kaçacak mıyız? Atalarımız gerçekten böyle mi yaptılar ki bize de bu sözü miras bıraktılar? Ve adeta yalancılığa teşvik eden bu sözü biz nasıl anlayacağız şimdi? Sonra niçin “Her koyun kendi bacağından asılsın ki?” İnsanları, herhangi bir kimsenin topluma karşı işlediği hatalara ve kötülüklere karşı duyarsız kılan, nemelazımcılığa götüren, “bana ne” felsefesini yerleştiren böyle bir söz, “ata sözü” olabilir mi gerçekten? Varsa eğer, o zaman, mensubu bulunduğumuz inanç sisteminin esasını oluşturan ve hemen herkes için farz-ı ayn olan “emredileni bildirme, kötülüklerden sakındırma” ilkesini nereye koyacağız? Bana dokunmayan yılan niçin bin yıl yaşasın ? Böyle bir yılanın ortadan kaldırılması için mutlaka sana mı dokunması gerekir? Bin yıl yaşayan bir yılan bir gün de sana dokunmaz mı? “Gemisini kurtaran kaptandır” sözüyle biz, kendimizi kurtaralım, başkalarının ne hali varsa görsün mü demek istiyoruz?

“Üzümünü yiyelim, bağını sormayalım öyle mi?!” Peki bu anlayış, bırakın inanç sistemimizi, insanlığın neresine yakışıyor? Bir bağınız olsa, gözünüz gibi baksanız ona ve bir sabah kalksanız ki bu bağ talan edilmiş, bir salkım üzüm bile kalmamış size..! Yiyenlere ne iyi etmişsiniz, afiyet olsun mu diyeceksiniz? Sanki haram yemeğe özendiren, teşvik eden bu atasözünde olduğu gibi bizler de kimin bağı-bahçesi olduğuna bakmadan, sorup-soruşturmadan, haram-helal demeden bulduğumuzu yemeli miyiz? Ülkemizi bu gün bu hallere düşüren, “devletin malı deniz, yemeyen …” anlayışı değil midir? Bal tutan parmağını mı yalıyor sadece, yoksa balı küpüyle mi götürüyor, ne dersiniz? Demek eskiden sadece parmaklarını yalıyormuş garipler? Su akarken testisini doldurmayı ihmal etmeyenler de öyle..! Başkasına bir damla su kalmasa da olur, zaten gemisini kurtaran da kaptan değil midir?

El öpmekle dudak aşınmazmış, iyi öpmeler ne diyelim?! Elbette biz saygı gereği ana babamızın, büyüklerimizin elini öperiz. Ama bir de dalkavukluk adına öpülmedik el değil, etek bırakmayan kişilik yoksulu şu zavallıları yoksa bu ata sözlerimiz mi yetiştiriyor, ne dersiniz? Aşınmadık neleri kalmıştır ki, hâlâ dudaklarının aşınmadığından söz ederler bunlar..! Köprüden geçinceye kadar ayılar onların öz dayılarıdır aynı zamanda.. Yani insanlarla işleri görülünceye kadar! Ya köprüyü geçtikten sonra..? Orasını sormasanız iyi olur! Pire itte olur belki ama, yiğit neden bitli olsun, a dostlar! Söyler misiniz, bu nasıl ata sözüdür böyle! Pisliğe teşvik eden ata sözü olur mu? Bit , pire ne zamandan beri yiğitliğin şânından oldu? Yiğitlik bununla da kalmadı, yiğitlik korkaklık oldu, yiğitliğin onda dokuzu kaçmak, biri hiç ortada görünmemekmiş baksanıza! Tam da bugün için mi söylenmiş sizce de? Bir başka söz de diyor ki; “Cömertsin derler maldan ederler, yiğitsin derler candan ederler!”.. Yani..? Yanisi şu : Eli açık olma, cömert olma, cimri ol, kazandığını kimseye gösterme, istif et, yığ, kimseye hayrın olmasın! Öyle yiğitliğe falan da heveslenme! Tatlı canının kıymetini bil, çekil bir kenarda uslu uslu otur!

Evet işte böyle.. “Ata sözü” kılığına bürünmüş bu sözler nasıl bir toplum oluşturur bilemem! Ben çok düşündüm, hâlâ düşünüyorum. Ey benim güzel atalarım, bunları sizin  söylediğinize inanmıyorum, inanmak da istemiyorum.  Biz mi yanlış anlıyoruz, ata sözleri mi yanlış söylüyor, içinden çıkamadım, ve bu atasözlerinden ben hiçbir şey anlamadım.. Anlayan varsa beri gelsin..!

Esen kalın efendim.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER